Markadoktoru Röportaj

Haber

TÜRK MARKASI YARATACAK TURİZMCİ İSTİYORUZ

Marka Doktoru'nun kurucusu Gürkan Boztepe, Türkiye'nin turizmde markalaşma sürecinin masaya yatırıldığı ve ilk kez düzenlenen "Turizmde Marka Olmak İstiyorum" seminerinin sonuçlarını analiz etti. Boztepe, Türk turizmcilere yabancı firma hayranlığından sıyrılmalarını ve kendi markalarını yaratmaları çağrısında bulundu.

"Turizmde Marka Olmak İstiyorum" adlı semineri organize ederek Türkiye'nin turizmdeki markalaşma sürecinin analiz edilmesini sağlayan Marka Doktoru'nun kurucusu Gürkan Boztepe, semineri değerlendirdi:

"Bu ilk organizasyon olduğu için genel anlamda başarılı geçtiği söylenebilir. Basının desteğiyle de ilgi gördüğünü düşünüyorum. Turizmin içerisinde birden fazla alt alan olması konuyu derinleştirdi. Sağlık turizmi ve doğa turizmini konuştuk. Simit Sarayı'ndan Dünya Göz'e markalaşmış ve ünlü olmuş pek çok örnek bilgi verdi. Başarılı olmuş örneklerin haricinde aslıda başarısız örnekleri de göstermek istiyoruz. Bundan sonraki dönemlerde iflas etmiş bir tur operatörünü de getirip konuşma yapsın istiyoruz.

Markalaşma sürecinin tüm sektörlerde yaygın bir şekilde periyodik olarak devam etmesini diliyoruz. Turizm'in alt kırılımı olan yiyecek-içecek ile seminerlere devam etmek istiyoruz. Şarap konusu başlı başına bir konu. Yiyecek-içecek sektörüne yatırım yapan bazı kurumlar var; oteller de dahil olmak üzere hepsi turizmin çeşitlemesine renk katan kurumlar olduğu için ikinci bir markalaşma süreci yapmak istiyoruz.

Aslında biz turizmcilerin bugüne kadar markalaşma konusuna dikkati hiç çekilmemişti. Artık yabancı firma hayranlığından sıyrılıp kendi Türk markasını yaratacak turizmciler istiyoruz.

SALİM KADIBEŞEGİL: "TURİZMDE MARKA OLARAK SATTIĞIMIZ ŞEY KÜLTÜRÜN TA KENDİSİDİR"

"Turizmde marka olmak istiyorum"seminerinin açılış konuşmasını yapan İtibar Yönetimi Danışmanı Salim Kadıbeşegil, dünyadaki turizm yoğunluğunun en çok iş amacıyla yapılan seyahatlerin ivmesiyle ortaya çıktığını belirtirken, markalaşma sürecinde nasıl bir yol haritası izlenmesi gerektiğine dair ipuçları verdi.

"Samimiyet olmadan markalaşma olmaz" diyen Kadıbeşegil, Türkiye'nin kültür ve sanatı öne çıkartması gerektiğini, markalaşmış ülkelerin turizmi kültür ve sanatla ilişkilendirerek başarıya ulaştığını dile getirdi. Kadıbeşegil, şöyle devam etti:

"Kültür ve sanatla ilgili beklentilerimizi evrensel gerçeklik açısından da sürdürmeliyiz. Londra Olimpiyatları'nın kapanış töreninde sanat kültür ve gelenekler dünyasından tüm dünya ile paylaşılan öykülerin gerekçelerini gördük. Turizmde marka olarak sattığımız şey kültürün ta kendisidir. Turizm sırtını kültüre dayadıysa markalaşma söz konusu olabilir."

Markalaşmanın üç temel ayağı olduğunu da ifade eden Kadıbeşegil, "Markalaşmanın üç temel ayağı var. İlki yaratıcılık. Yaratıcılık kısmı öykülere dönüşmeye aday olmalı. İkincisi süreklilik kısmı. Uzmanlara göre turizmde marka olma sürecinde en az 7 ila 10 yıla ihtiyaç var. Üçüncüsü ise tutarlılık. Tutarlı olma iddiamız neyse o, marka vaadi ile beraber yürüyen bir araç oluyor" dedi.

ALPER ÖZKAN: "TURİZMDE DÜNYA 6.'INCISIYIZ AMA MARKANIN ÖNCESİ ALGIDIR"

Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü Bütçe ve İdari İşler Daire Başkanı Alper Özkan ise Türkiye'nin tanıtıma ayırdığı bütçenin yalnızca reklam olarak düşünülmemesi gerektiğini belirtti ve "Turizm'de dünya 6'ıncısıyız ama markanın öncesi algıdır. Destinasyon seçmek gerektiği zaman herkes arkadaşından fikir almakla başlar. Geçmişte mass turizmi satmak zorundaydık. Deniz, kum, güneş ile de o insanları bir kere içeriye sokmamız gerekiyor" dedi.

Kayseri'de uluslararası standartta 20'nin üzerinde otel açılacağını ifade eden Özkan, Kayseri ve Nevşehir'in bir araya gelip toplantılar yaptığını, bu gelişmelerin sevindirici olduğunu kaydetti. Türkiye'nin turizmde bir marka olduğunu da dile getiren Özkan, alternatif turizm için çalışmaların devam ettiğini, önümüzdeki yıl sağlık sektöründen ağırlamaların olacağını da söyledi.

OSMAN SERİM: "TARIM SEKTÖRÜNÜ İYİLEŞTİRMEK LAZIM"

Yiyecek İçecek Danışmanı Osman Serim ise Türk turizminin markalaşma sürecinde Türk mutfağının oynadığı rolün önemine değindi. Serim, şunları söyledi:

"Türkiye'nin yurt dışında yiyecek içecekte bir imajı olmadığı için tarıma kaynak aktarılamıyor. Yani yiyecek içecek sektörünün atardamarı tarımdan gelir ve biz tarıma hakettiği kaynağı aktaramıyoruz.

Son ölçümlere göre Türkiye'de bugün 15-20 milyon tarımla uğraşan insan var; nüfusun dörtte birine denk gelir. Bu, Avrupa'nın 3-4 katıdır. Türkiye'de fert başına milli gelirin 10 bin dolar seviyesinde olduğu söyleniyor. Tarımda bu değer fert başı 1500 dolar.

Maalesef tarım sektörü milli gelirden en az pay alan sektördür. Neden? Çünkü tarım sektörü katma değer yüklenmemiş temel ürünleri satmaya çalışıyor. Benzerliklerimiz bulunan İtalya'ya bakalım; bizim tam tersimizdir.

İtalyan ürünleri dünyanın her ülkesinde kendi markaları olarak küçük ambalajlar ve hatırı sayılır paralara satılırlar. Yani İtalyan tarım sektörüne gelir olarak geri döner bu. Bizim de tarım sektörüne para aktarabilmemiz lazım. Tarıma katma değer sağlayacak stratejiler üretmeliyiz."